Annemin Instagram’dan gönderdiği videoları izlerken kendimi birden fazla kez aynı uyarıyı yaparken buldum: “Anne, bu video gerçek değil, AI!” Yapay zekâ artık sosyal hayatımızdan kurumsal stratejilere, İK zirvelerinden girişimcilerin iş geliştirme gündemine kadar her yerde. Hatta bu yazıyı bitirdiğimde yapay zekâdan metni kontrol etmesini isteyeceğimden eminim.
Peki, yapay zekâdan çekinme dönemini geride bırakıp onu hayatımıza nasıl dahil edeceğimizi öğreniyor muyuz? Yoksa yeni bir heyecana kapılıp neyi, neden yaptığımızı sorgulamayı unutuyor muyuz?
Bir koç, eğitmen ve fasilitatör olarak benim merak ettiğim soru şu: Yapay zekâdan yararlanırken insan olmanın değerini nasıl koruyabilir, en anlamlı iş birliğini nasıl oluşturabiliriz?
Yapay zekâyla ilişkim: Biraz direnç, biraz bağımlılık
Özgünlük, samimiyet ve gerçeklik benim için önemli değerler. Bu nedenle yapay olan şeylere karşı biraz dirençliyim. Yine de yapay zekâyla aramda küçük bir bağımlılık geliştiğini inkâr edemem.
Gece saat üçte korku dolu bir rüya gördüğümü düşünün. Hangi arkadaşım o saatte rüyamı dinlemeye, üzerine konuşmaya ve beni cesaretlendirmeye hazır? Yapay zekâ ise orada. Hemen. Beni gerçekten tanıyan bir insan değil elbette; yine de bazen düşüncelerimi toparlamama ve olaylara farklı bir açıdan bakmama yardımcı oluyor.
Kendi direncimden de öğrenmeye çalışıyorum. Belki mesele, her yeni teknolojiyi sorgulamadan kabul etmek ya da sırf yapay olduğu için reddetmek değil. Bize ne kattığını ve hangi değerlerimizi daha bilinçli korumamız gerektiğini değerlendirmek.
Kendi mottom şu: “Yapay zekâya sor ama kendine de sor.”
Peki, sizin yapay zekâya karşı direnciniz korumak istediğiniz bir değerden mi kaynaklanıyor, yoksa henüz keşfetmediğiniz bir olasılığa mı kapıyı kapatıyor?
Eğitimde ve liderlikte yapay zekâ: Bizim katkımız nerede başlıyor?
Limitsiz Koçluk olarak üzerinde düşündüğümüz sorulardan biri şu: Yapay zekâ sunum hazırlayabiliyor, egzersiz tasarlayabiliyor, soruları yanıtlayabiliyor ve hatta koçluk görüşmelerini taklit edebiliyorsa, biz öğrenme ve gelişim süreçlerine nasıl bir değer katıyoruz?
Bu soruyu bir tehditten çok, yaptığımız işe yeniden bakmak için bir fırsat olarak görüyoruz.
Bir eğitimin değeri yalnızca sunumun kalitesiyle veya aktarılan bilginin doğruluğuyla ölçülmüyor. Katılımcının söylemekte zorlandığı bir şeyi fark etmek, grubun enerjisindeki değişimi gözlemlemek, sessiz kalan birine alan açmak veya grubun ihtiyacına göre akışı değiştirmek de öğrenmenin önemli parçaları.
Bu nedenle Limitsiz Koçluk’ta programlarımızı eş liderlikle yürütüyoruz. Birimiz içerik paylaşırken diğerimiz grubu ve etkileşimleri gözlemleyebiliyor. Böylece yalnızca ne anlattığımıza değil, katılımcıların nasıl bir deneyim yaşadığına da odaklanabiliyoruz.
Yapay zekâdan vaka örnekleri hazırlamak, farklı egzersizler geliştirmek veya içerikleri farklı hedef kitlelere uyarlamak için destek alabiliriz. Ardından bu çıktıları kurumun kültürü, çalışanların ihtiyaçları ve gelişim hedefleri doğrultusunda değerlendirip uzmanlığımızla şekillendiriyoruz.
Bizim için fırsat, teknolojinin sunduğu imkânlarla zaman kazanmak ve bu zamanı insanın, ilişkinin ve öğrenmenin en değerli olduğu alanlara ayırabilmek.
Beyaz yaka dünyasında hız mı, anlam mı?
Kurumsal hayatta yapay zekâ çoğunlukla verimlilik, hız ve otomasyon üzerinden konuşuluyor. Rapor hazırlamak, bilgi toplamak, e-postaları düzenlemek veya toplantı notlarını özetlemek artık farklı şekillerde yapılabiliyor. Bunlar değerli fırsatlar. Bir işi daha hızlı yapmak ise o işi neden yaptığımız sorusunu ortadan kaldırmıyor.
Bir yönetici, yapay zekâ yardımıyla ekibine vereceği geri bildirim için çok iyi bir metin hazırlayabilir. Peki, o konuşma sırasında gerçekten meraklı ve dinlemeye hazır mı? Çalışanının bakış açısını anlamaya istekli mi?
Liderlik yalnızca ne yapılacağını bilmekle ilgili değil; zor anlarda nasıl davrandığımız, belirsizlik karşısında nasıl karar verdiğimiz ve başkalarıyla nasıl ilişki kurduğumuzla da ilgili.
Bu nedenle kurumların yapay zekâ eğitimlerinin yanında eleştirel düşünme, iletişim, iş birliği ve değişime uyum becerilerine de yatırım yapmasını değerli buluyoruz. Teknolojiye hâkim olmak kadar, onu hangi amaçla kullandığımızı ve insanlarla ilişkilerimizi nasıl etkilediğini anlamak da önemli.
Dinamik Zihin ile iş birliğimizde tam da bu kesişim alanına odaklanıyoruz. İK profesyonellerine yönelik çalışmalarımızda ve liderlik gelişimi programlarımızda yapay zekânın sunduğu olanakları insan gelişimiyle bir araya getiriyor, kurumların gerçek ihtiyaçlarına göre programlar tasarlıyoruz. Amacımız yalnızca yeni araçları tanıtmak değil; bu dönüşümde ihtiyaç duyduğumuz düşünme, öğrenme ve liderlik becerilerini de birlikte geliştirmek.
Yapay zekâyı bir cevap makinesi değil, düşünme ortağı olarak kullanmak
Koçluk yaklaşımında hazır cevaplar sunmak yerine kişinin kendi düşüncelerini, varsayımlarını ve seçeneklerini keşfetmesine alan açarız. Yapay zekâ da bu keşif sürecinde yardımcı bir araç olabilir.
Örneğin, bir lider olarak zor bir durum yaşadığınızda hemen “Ne yapmalıyım?” diye sormak yerine şu istemi deneyebilirsiniz:
“Bu durumu çözmem için bana doğrudan öneri verme. Varsayımlarımı fark etmeme, farklı bakış açılarını görmeme ve kendi değerlerim doğrultusunda seçenekler üretmeme yardımcı olacak beş soru sor.”
Ardından kendinize şu soruları sorarak düşünmeye devam edebilirsiniz:
- Hangi soruyu yanıtlamakta zorlandım?
- Hangi bakış açısı beni şaşırttı?
- Hangi bilgiyi ayrıca doğrulamam gerekiyor?
- Hangi kararı kendim vermem gerekiyor?
Yapay zekâ çıktılarının doğruluğunu sorgulamak da bu sürecin önemli bir parçası. Melbourne Üniversitesi ve KPMG’nin 2025 yılında yayımladığı, 47 ülkede 48.000’den fazla kişinin katıldığı Trust, Attitudes and Use of Artificial Intelligence: A Global Study 2025 araştırmasında, Türkiye’deki çalışanların %74’ü işlerinde yapay zekâ çıktılarının doğruluğunu değerlendirmeden bu çıktılara güvendiklerini bildirdi. Bu bulgu, yapay zekâyı kullanma becerisinin yanında ürettiği sonuçları değerlendirme becerisinin de önemini gösteriyor. (Araştırma ve Türkiye sonuçları)
Amaç, yapay zekânın sizin yerinize düşünmesi değil, kendi düşüncenizi daha iyi incelemenize yardımcı olması. Çünkü bir yanıtın hızlı ve ikna edici olması, onun mutlaka doğru veya bizim koşullarımıza uygun olduğu anlamına gelmiyor.
Peki, biz ne yapacağız?
Limitsiz Koçluk olarak gelişimi hazır cevaplardan çok, yeni sorular ve keşif alanları üzerinden ele alıyoruz. Koçluk, pozitif psikoloji ve nörobilim temelli araçlarla insanların kendilerini, ilişkilerini ve çalışma biçimlerini keşfetmelerine alan açıyoruz.
Yapay zekâ bize farklı seçenekler sunabilir, bazı işleri hızlandırabilir ve düşüncelerimizi başka açılardan değerlendirmemize yardımcı olabilir. Bu imkânları nasıl kullanacağımıza ve hangi seçeneklerin değerlerimizle, ihtiyaçlarımızla örtüştüğüne karar vermek ise bize düşüyor.
Kendi adıma, yapay olan şeylere karşı direncimi tamamen geride bırakmış değilim. Yapay zekânın sunduğu imkânları keşfederken samimiyet, özgünlük ve insan ilişkileri gibi benim için değerli olan şeyleri daha bilinçli bir şekilde korumaya çalışıyorum.
Bitirirken, bir koç olarak size küçük bir soru bırakmak istiyorum:
Yapay zekâdan destek aldığınız bir işi düşünün:
Bu size ne kazandırdı? Peki, kazandığınız zamanı kendiniz, işiniz ya da ilişkileriniz için nasıl değerlendirebilirsiniz?
Belki yeni bir fikir geliştirmek, bir çalışma arkadaşınızı daha dikkatli dinlemek ya da biraz durup kendinize zaman ayırmak için…
Çünkü mesele yalnızca yapay zekâyı nasıl kullanacağımız değil; değişen dünyada nasıl öğrenmeye, gelişmeye ve insanlarla bağ kurmaya devam edeceğiz. Bu konuda birlikte işbirliğine her zaman hazırız.